Onları çoğu zaman belgeseller de aslanların, kaplanların avlarını yakalayıpta afiyetle yedikleri anda hemen kenarda bekleyen ve diğer yırtıcıların işlerini bitirdikten sonra kalan ziyafetten faydalanmak için sabırla bekleyen doğanın en önemli varlıkları olarak tanırız.
Akbabalar, ülkemizde de çoklukla bulunmakla beraber yaradanın onlara çizdiği misyonda birer doğal ve doğuştan çevreci hayvanlardandır. Ülkemizde, 'küçük'', ''kara'', ''kızıl'' ve ''sakallı'' olmak üzere 4 akbaba türünün yaşadığı söylenmekte. Ülkenin hemen her yerinde onlara rastlamak mümkünken, genellikle Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Akdeniz Bölgesi'nin doğusunda yaşadığı belirtiliyor, hayvan leşlerini kısa sürede ortadan kaldırdıkları için de birer doğal temizlik elemanı olarak niteleniyorlar.
Bağışıklık sistemlerinin çok kuvvetli olan akbabalar, arasındaki farklı türlerin birbirleriyle aralarındaki hiyerarşi de çok ilgi çekici ''Leşin iç organlarını kızıl akbaba yer. Derisi ve daha sert kısımlarını kara akbaba, kemiklerin üzerinde kalan küçük et parçalarını ve artıkları küçük akbaba yiyor. Sakallı akbaba ise sadece kemikleri yiyor'' . Bu sebeple doğaya ve ekolojik dengeye olan katkıları yadsınamayacak derecede önemli olan akbabalar, ''Ölen hayvanları çeşitli çürükçül organizmalar ve parazitlerin yanında doğada akbabalar gibi birçok hayvan tüketir. Büyük leşçiller, leşleri çok çabuk bir şekilde doğadan yok ederler.
Doğayı temizleyerek diğer hayvanların leşten kaynaklı olası olumsuz etkilerden zarar görmesini engellerler'' Her şeyin, Yüce Rabbimiz (azze ve celle) tarafından muazzam bir dengeye oturtulmuş olduğu ve hayatı paylaştığımız diğer canlı varlıkların misyonlarını ne kadar muazzam bir dakiklik ve düzende yapıldığının en güzel örneklerinden bir tanesi olan akbabalara bundan böyle leş yiyen tiksinç varlıklar olarak değil de bu çerçevede görevini en iyi şekilde yerine getiren doğuştan çevreci hayvanlardan birisi olarak bakılması daha uygun olsa gerek.









