İpsala'ya oldum olası ısınamamış birisi olarak zorunlu ve bir o kadar da sorunlu olan zoraki ziyaret bitti, tahmin ettiğim gibi de tam bir boşunalık tadında geçti ve daha fazla zaman kaybetmeksizin oradan kendimi dışarı atma arzusu ile apar topar Edirneye, halamın yanına geçtim. Daha önce buradaki >> konuda ziyaret sebebinden çok ziyarete dair psikolojik hislerimi yazmıştım, özel ve açık olunamayacak bir vak'a olduğundan üstü kapalıda olsa benim için çok önemli olduğunu yazmıştım.
İstediğim yada arzuladığım gibi değil, aksine düşündüğüm ve tahmin ettiğim şekilde geçmesi ise benim için sadece üzüntü ve geçmişin tortularının bugüne akseden yönünü karşıma çıkardı. İşin en kötüsü ise, öyle bir zamanda yaşıyoruz ki; "Aslanlar çakal, çakallar aslan diye insanlara sunuluyor." Ya da başka bir türden izah etmek gerekirse, Bir şeye hırsla bağlanıp, onu elde tutmak için, başkalarının mutsuzluğu söz konusu olsa bile, yalanlarla, olmuşa daha da katmakla kendini sevimli bir diğerini ise barbar, kötü, işe yaramaz, diyerek çıkarımda bulunmak. Bu gibi şeyler ancak aciz, açıklayacak, söyleyecek, savunacak bir şeyi olmayanların başvuracağı en kısa ama bir o kadar da tehlikeli bir yoldur. Evet, bir bebek düşünün, bu bebeği alırsınız, daha 2-3 yaşındadır ve bu bebeği istediğiniz gibi işleyebilirsiniz.
Bu bebeği, bir terörist bile yapabilirsiniz, bu bebeği her şekle her kıvama sokabilirsiniz. Onun kafasını neyle doldurursanız o yönde gelişimi sürer ve söz gelimi bu bebek 14 yaşına geldiğinde tam bir canavara yada bu bebeğin dimağını neyle doldurmuşsanız ona dönüştürebilirsiniz. Çıkarınız bunu gerektirdiğinden, onun böyle olması gerektiği kararını verip, aslında bir geleceği, bir insanı, insanlık dışında hareket edebilecek bir robot haline dönüştürebilirsiniz. Öyle ya, çıkarınız bunu gerektiriyor, ama yarın...!
Ama bir de işin, madalyonun bir diğer tarafı var, yaşı 14'e gelmiş bir genç, hele bu zamanda daha da bir sorgulayıcı, araştırıcı, daha bir gerçeği arayan tipte oluyor, olması gerektir. Kendisinin beynine doldurulan her ne olursa olsun, bu doldurulan bilginin gerçekliğini, doğruluğunu, eksikliklerini yahut fazlalıklarını araştırma ihtiyacı duyar, duymalıdır da. Böylece, duyduğunu, anlatılanları, beynine sokulanları değil, artık bilgiye dayanan, araştırmalarının paralelinde gördüğü gerçeklikler ve asıl doğruları almaya ve eğer kendisine bilgi diye sunulanın, beynine bir zehir gibi yavaş yavaş enjekte edilenin gerçeklik veya gerçek dışılığını daha net görmesini sağlar. İşte insan bu anda robot olmaktan çıkar, o zaman tıpkı bir bilgisayarın karddiski gibi sadece yükleneni değil, gerçek bilgiyi alır ve insan olmanın o üstün farkını yaşar ve hayata bakması gerektiği gibi bakar.
Yoksa bunun aksini yapan, yani sorgulayıcı, araştırmacı, farklı bilgilere duyulan ihtiyaçlar gibi yönelimlerde bulunmayan insan insan değildir... O sadece şunlar olabilir, ya bir robottur, sadece çipine yükleneni bilir ve ona göre davranır, ya aptaldır, ya da yaptığı bu davranış kasıtlıdır. Bunların er üçünden sadece bir tanesini bile kendinde barındıran da insan değildir, artık neyi barındırıyorsa onun doğal sonucuna göre bir durum, konum içindedir. Evet, bu yazılanlar bir çok insanı ilgilendirmeyen bir şey olmasına rağmen burada yer alıyor, ama zaten bu da benim blog'um, ve kişisel blogda da kişisel yazıların yer alması çok doğal. Ve tıpkı bu yazı gibi, birine gönderme yapan bir yazı olma ihtimali de yüksektir.
O nedenle, o birisi, bu yazıyı sıkılmadan okumuşsa, dünyanın bu yazıdan haberi olmamasının da benim için önemi yoktur. Ama beni seven bir okuyucu kitlem olduğunu biliyorum, içerik yönetim sistemleri konusunda beni takip edenler, bazen böyle özel yazılarla da karşılaşıyorlar ama, en azından sahte hisler, yazılar vb... içeriklerden çok, bir insanın gerçekliklerini okumak belki bu yazıdan kendilerine olumlu bir örnek çıkarma ihtimalini de barındırdığını gözardı etmemek gerek. Son olarak, bu yaşınıza kadar size sunulan, size dikte edilen, "bu doğru... bu ise yanlışlardır." diyerek doğrular ve yanlışar veritabanınızı lütfen bir gözden geçirin. Belkide bugüne kadar doğru bildiğiniz her (ya da çok demek daha doğru sanırım) şey yalan, yanlış veya hatalı olabilir. Bu ise sizin belki de gelecekte karşınıza çıkabilecek ve kendi elinizle kendinizi öldürmekle eş değer gibi olabilecek bir son'a sizi götürebilir. Ölmekle eş değerdir çünkü, bildiği, duyduğu ve gerçek bilgiye dayanmayan her türlü düşünceyle hayatına yön veren birisi zaten ölmüştür, o sadece bir robottur.
Aslan olanların çakal diye sunulmadığı, çakalların da aslan diye empoze ettirilmediği bir hayatı yaşamak herkese nasip olsun dileklerimle...









