Ölüm Hak'tır, buna aklı başında olan kimsenin zaten itirazı olamaz, asıl itiraz ve tartışmalar da zaten bundan sonrası içindir. Biz iman etmiş olanlar biliriz ki, öldükten sonra yaşadığımız tüm hayatın hesabını tutana, Yüce Rabbimize (azze ve celle) vereceğiz. İnanmayanlar ise her ne kadar inanmıyor olsa da durum bundan ibarettir ve yalanladıklarınla da yüzleşeceklerdir. Aslında meselemiz bir Din'i yazı yazmak değil, meselemiz sadece hayatın o güzellikleri arasında, faydalanılan nimetlerinin sarhoşluğunda, küçük veya büyük menfaatlerin peşinde koşarken başkalarının haklarına riayet etmeksizin hatta onların canının yanması pahasına, yaşarken öldürmek şeklinde sonuca götürecek bencillikle yaşamak.
İşte böyle bir yaşamda ölümü hatırlamak zordur, zaten hatırlansa ve her şeyin bir hesabı ya dünyada, ya ahirette, ya da her ikisinde de yaşanacağını bilinse ölüm ve ötesine dair inançtan o zaman bahsedilebilir. Birisini kandırarak bir mala sahip olmak; Getirisi o malın ölçüsüne paralel dünyada ferahlık ve rahatlık getirir, aslında ferahlıktan kasıt nedir ki? İstediğin kadar mala sahip olsan, istediğin kadar mülkün olsa, yiyebileceğin sadece midenin alacağı kadar değil mi? Üstelik bunun için yapılan haksızlığın karşılığını belki ileride vicdan azabı veya ister istemez ahiretteki azabı için değer mi? Ancak insan yaptığı bu hatadan dolayı affedilebilir, haksız kazandığını da iade edebilir, telafisi mümkün şeylerdir yani.
Makam, şan şöhret için insanları basılacak bir basamak görmek; Her insanın kendi seviyesine göre bir makam ölçüsü vardır, bu makama ulaşmak içinde getirilmeyi beklemeksizin, o makama yükselmek için, makamın yüksekliği ölçüsünde basamak yaptığı insanlarla o seviyelere gelir. İnsanların üzerine basa, basa istediği hedefe ulaşma adına çabalar ve zamanımızda da çok örneği olduğu gibi de başarır. Evet artık istediği makama ve bu makamın getirdiği şan ve şöhrete kendi zirvesi çapında ulaşmıştır. Artık makamına uygun şekilde anılacak ve bulunduğu toplum içinde saygı ile anılacak, bu saygı her ne kadar kendisine gösterilmeyen ve sadece makama gösterilen bir nevi sahte bir saygı olacağı bilinse de. Ama unutulmamalıdır ki "her çıkılan zirvenin dibi uçurumdur"
Yani bazı insanlar için zirve demek, aslında düşebileceği bir uçurum anlamına da gelir. O sebeple basiretli insanlar bir zirve beklentisi olduğunda normal şartlarla o şerefe ulaşmayı bekler, "yada çıkacak olsa da düştüğünde dayanabileceği zirvelere göz diker." Elit sınıf içinde olmak, bu sınıfa girmek için de her yolu mübah görmek; Yaşam standartları normal bir şekildedir, hani amiyane tabirle, aç değildir ve açıkta değildir. Ama gözü hep başkalarının hayatlarında, o hayatların ortamındadır, hep kendini bulunduğu yere değil de o ortamda olduğunu düşünmektedir. Evet herkesin doğal olarak isteyebileceği şeylerdir bunlar ve ayıpta değildir, insanlar yaşam standartlarını yükseltmek için çabalarlar, zenginleşmek ve daha iyi şartlarda yaşamak isterler. Bu zaten hayatın da gereğidir, zaten bir toplumda ne kadar zenginlik varsa o toplum o sebeple de yükselir ve ülke de o şekilde ileriye gider.
Kastımız bunun için, aç olmadığı ve açıkta olmadığı ortam dururken, bu gözünü diktiği hedef için, şerefinden, namusundan ve insanı insan yapan tüm sebepleri adeta hiçe sayarak o sınıfa dahil olabilmek için harcar. Biraz daha fazla süs, biraz daha fazla giyim, biraz daha fazla dünya güzellikleri bir kefede, şeref, namus, haysiyet bir diğer kefede. İşte bu ortamda siz hangi kefeyi tercih edersiniz? Tabiki akıllı bir insan, Allah'a inanan bir insan kalkıp bunun için şerefinden, namusundan vazgeçmez, ulaşabiliyorsa bunlarla beraber o noktaya gelmeye çabalar doğru olan da budur zaten. Evet, tüm bunlar zamanımızda örneklerine basında, televizyonda, mahallemizde sıklıkla rastladığımız durumlar oldu maalesef ve tüm bu konu edilen durumlar da gelip geçici olanlardır. Bakın, her hangi bir durum sebebiyle birine haksızlık yapan, utanır nadim olur affedilir, şerefini basit bir menfaat adına kaybeden utanır, tevbe de eder hem affedilir hem de zaten sadece kendisine zararı olduğundan başkalarının kabullenmesi de rahat olur. Namusunu bu uğurda kaybeden de bir şekilde utanır, sıkılır, anlar ve bu yoldan uzaklaşır, biraz zaman alacak olsa da eski saygıya kavuşur.
Yani bakın, bütün bu olumsuzluklar, uğruna cinayet işlenebilen bu kadar ciddi durumlar bile affedilebilir, giderilebilir, kapanabilir değil mi? İnsan aslında yaşıyorsa maneviyatı için yaşar, maneviyatta yerine göre psikolojiyle de tanımlanabilir. Uzman değilim, hatta cahil sayılabilecek bir seviyede de olabilirim ama böyle bir tespit yerindesiz değildir diye düşünüyorum. Yani maddi anlamda, maddeden kaynaklı her şeyin telafisi çok kolaydır aslında, zor olanı ve bazı travmalarda da düzelme imkanı olmayan şeyler manevi şeylerdir.
Biten bir evlilikten doğmuş bir çocuğa Baban yada Annen Öldü denmesi; Evet, içinde bir parça insaf taşıyan, içinde bir parça insanlık barındıran birisinin, her ne olursa olsun yaşadığı halde, sırf ayrıldı diye annesinin veya babasının bunlardan biri tarafından yaşamadığını söylemesi ve zaten 3-4 yaşlarında olan bir çocuğun 14 yaşına kadar gelmiş birisi olarak bu yalanla yaşatılmasını hangi ölçü ile ele alabilirsiniz. Gerçi bu olayda ele alınacak ölçü de yine ele alanın insanlık derecesiyle orantılı olacaktır ama madem yazıyı ben yazıyorum, o halde "bunu yapabilecek insan artık insanlığını bir kenara atmış hayvan bile olamayacak kadar aşağılık bir derecededir." Burada anne ve baba bizim konumuz olamaz, konu çocuğun konusudur, hiç birine yazı değildir eğer bir yazık edilme varsa bu durumda çocuğa yazık edilmiş değil midir? Oysa bu yalan, onu korumak adına yapılmış bile olabilir, ama korumak bir yana "sen o çocuğu öldürmüşsün demektir."
Belki de bu yalanı sırf, sorulduğunda bir bahane gösteremeyeceği için kısayoldan ve kesin çözümmüş gibi düşünerek, aslında kendisini düşünerek atılmış bir adımdır. Tek korkusu, hesabını veremeyeceği şekilde bir durumun içinde olduğundan, bu hesabın sonunda belki de kaybeden taraf olacağından, en kestirmesi "o öldü ve yaşamıyor" demektir. Çünkü ölüm öyle bir şeydir ki, onu konuşmayı sevmez insanlar, onun yüzü soğuktur, seimli gelmez, bu sebeple de ölüm konusu girdimi araya sorular bile fazla sorulmaz. Yani verilecek olan olası bir hesapta ortadan kalkar. O çocuk bu seneleri geçirirken nasıl geçirmiştir, başka çocuklar "babalar günü" dediklerinde o ne hisseder. Başkaları babalarından bahsettiğinde, "ben bugün babamla şuraya gittim, ben bugün babamla top oynadım" dediklerinde, yada tam tersi anne için bu durum söz konusu ise...
Belli etmez gibi görünür çocuk ama daima babasız veya anasız olmanın acısını, eksikliğini hayatının her alanında yaşar ve bu duygu onu gizlemesi gereken bir yüze bürür ve bir nevi içinde yaşar ama belli etmez. Düşünün, bu bir tek örnek bile durumun vehametini anlatmaya yetmez mi? Varın bundan sonrasındakileri ise siz ekleyin. İnanın buna kelimeler ve anlatılacak konular yetmez biliyorum, o sebeple bu konuyu tek bir örnekle düşünmenizi isteyerek sonlandırıyorum. Çocuk açısından olanı bir yana, "bu hayati yalanı" söyleyenin, konumuzun başında yazıp başlıklar halinde anlattığım her şeyi de yapan olduğunu, bir de bunun üzerine boşanmak bir yana çocuğu alıp kaçmış, iz bırakmamış olduğunu da eklediğimde "varın bu çizilmeye çalışılan insan portresini siz düşünün."
Bu anne veya babanın yıllardır çocuğuna ulaşmak için çektiğini, "bunca yıl bir parçasının, adeta etinin kendisinden koparıldığı halde nasıl yaşadığını varın siz düşünün!" İnsanlar evlenirler, insanlar yapamazlar boşanırlar, keşke olmasa ama bunlar hayatın gerçekleri ve doğaldır da, ama bu boşanan taraflardan bir tarafı tüm burada geçenleri yaptığı gibi bir de evladını babasından veya annesinden mahrum bırakır, "bırakan aslında hem o çocuğun hem de çocuktan mahrum bırakılanın katili değildir de nedir?" Evet, buraya kadar yazımızı sabırla okuyanlara öncelikle teşekkür ederim, bu çevremde yaşanmış bir olaydır, o sebeple çok etkilemesi nedeniyle kaleme alınmıştır. Mümkün olduğu kadar konu hakkında objektif olmaa çalışılsa da bir yeri haklı görmüş ve ona arka çıkan yapıda yazmamız da insan olmamızın gereğidir.
Tüm bunların dışında, o haklı, bu haklı diye bakmadan, bunu kim bir evladına yapıyorsa o katildir. "Çünkü hiç bir anne ve baba, ne olursa olsun, anne ve babalık haklarından mahrum bırakılamaz." Bunlara göz yumanlar hem hukuk karşısında hem de Allah Teala (azze ve celle) karşısında suçludurlar. Eğer bunu yapan anne veya babanın ailesi bu duruma ortak olup bu yalan içinde olayı sürdüre gelmişlerse onlar da en az bu insanlık dışı olayı yapanlar kadar suçludurlar. "Her hesabın döneceği bir yer vardır, ve o hesabın döneceği yer İlahi adalettir"









